Ana Sayfa
05 Kasım 2017 ( 336 izlenme )
Reklamlar

BU BİR DARBE TEHTİDİ

Bir vakitler FETÖ'cüler milletin seçilmiş iktidarına "sonunuz geldi" nevinden tehditler savururlardı. 17-25 Aralık'tan 15 Temmuz'a kadarki süreçte bu tehditlerin dozu giderek arttı.

Bu hain güruh en son milleti "askeri darbe"yle tehdit ediyordu. Sürekli olarak "vakit tamam" deyip duruyorlardı.
Bu terör şebekesi, böylesi tehditlerle gelecekteki bir hadiseyi haber vermiyordu. Birilerini harekete geçirmeye çalışıyor, olmasını istedikleri şey için ortam hazırlıyordu. Ordudaki FETÖ'cüleri motive ediyor, onları harekete geçmeye çağırıyordu. Dahası kendi mensuplarına, tabanına "aman ha çözülmeyin" mesajı veriyorlardı.
Sonrası malum, 15 Temmuz darbe girişimi. Ve milletin buna cevabı, 15 Temmuz zaferi!
Milletin, Türkiye demokrasisinin bu zaferi FETÖ'cülerin ve onların dışarıdaki hamilerinin planını boşa çıkardı. 15 Temmuz zaferiyle sadece darbe görünümlü bir işgal girişimi bertaraf edilmiş olmadı, aynı zamanda ordunun bir daha böylesi kirli bir plana alet olmaması için yeniden yapılandırılması süreci başlatıldı. 16 Nisan'la birlikte Türkiye, hükümet sistemi krizini çözüme kavuşturdu, Cumhurbaşkanlığı sistemi hayata geçti.

***

Bugünlerde bazı kendini bilmez ulusalcılar FETÖ'cülerin taktiklerini kullanıp tehditler savuruyorlar. Bunlar esasında irabda mahali olmayan acuzeler.
Bir tane örnek. Serdar Akinan diye bir tip kalkmış "tic tac... tic... tac... tic tac... tic... tac... yazdıydı dersiniz" diye bir mesaj atmış.
Hatırlar mısınız, Emre Uslu da aynı mesajdan atmıştı. Aynısını! Sonra ne oldu? Millet o bozuk saati alıp işgalcilerin, darbecilerin, teröristlerin kafasında patlattı.
Ha bu arada bu ezik 25 Aralık 2013 FETÖ kumpasından hemen sonra da "Erdoğan bitmiştir. Ya Yüce Divan'da yargılanacak ya da Sudan gibi bir ülkeye kaçacak alternatif yok!" diye bir tivit atmıştı. Hani hatırlatmak istedim...

***

İlk bakışta bu Akinan gibi ne idüğü belli olmayan tiplerin mesajlarını "darbe tehdidi" gibi değerlendirebilirsiniz. Bunu ne çok isterler aslında. Ancak şu anda kontrolün sivil siyasette, Cumhurun Başkanı R. Tayyip Erdoğan'da olduğunu pekala biliyorlar.
Onların ağzının suyunu akıtan şey, FETÖ'cülerin ağzının suyunu akıtan şeyle aynı. 17-25 Aralık kumpasının uluslararası sahneye taşınma çabaları.
Şunu biliyoruz. Uluslararası şer odakları Türkiye'deki vekil güçlerinin başarısızlığa uğradıklarını gördüler ve onları geri plana aldılar. Şimdi doğrudan kendileri sahne aldılar.
Bunu görmek birtakım ulusalcıları zevkten kudurtuyor. Pabucumun anti-emperyalistleri. FETÖ mukallitleri, Amerikan muhipleri!

***

Şu anda en önemli mesele Türkiye'de bir olağanüstülük hissi yaratmak, toplumun geniş kesimlerinde güvensizlik hissi oluşturmak. Ve pek tabii bu ülkenin yerli ve milli aktörlerini yeise düşürmek.
Böylelikle ortaya pasifizm çıkacak. Erdoğan, Gezi'de olduğu gibi, 17-25 Aralık'ta olduğu gibi yine yalnızlaşacak.
Bugün Erdoğan yalnız değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan 16 Nisan'dan sonra partisinin başına geçeceği vakit "eğer bu yeni durum Erdoğan'ın siyasi yalnızlığını sonlandırmayacaksa bir kıymeti yok" mealinde şeyler söylemiştim.
Gördük ki Erdoğan'ın AK Parti'nin yeniden genel başkanı olması Türkiye siyasetine büyük bir dinamizm kattı. Bundan hem AK Parti, hem Erdoğan olumlu etkilendi.
Şu anda tam da bu havayı dağıtmak, bu imkânı bizim, bu milletin elinden almak istiyorlar. Bilmem kaçıncı kez, gurur ve sürurla diyorum ki, yedirmeyiz...

Sabah
3 Kasım 2017


...........................

Küresel dengelerin Batı aleyhine değişmeye başladığı tarihi bir kırılma noktasındayız. Uluslararası denklemde Batının ağırlığı azalırken Doğunun ağırlığı hızla artıyor. Harbin galiplerince İkinci Dünya Savaşı ertesinde oluşturulmuş olan ve galiplerin çıkarlarını koruma üzerine kurulu küresel sistem parçalandı artık.

Osmanlı'nın yıkılmasıyla son bir asırdır siyaseti ve iradesi Batılılarca esir alınmış, umutları söndürülmüş Doğu hızla uyanıyor. 20. Yüzyılın başlarından bu yana elde ettiği başarılarla(!) sarhoş olmuş Batı ise Doğu'nun yükselişini önce küçümsedi sonra engelleme teşebbüsüne yöneldi.

Müslümanlar artık düşmanın silahıyla silahlanıp savaşmaya ve düşmanın anladığı dilden konuşmaya başladı. Düşmanın fitnelerine itibar etmiyor, tuzaklarına düşmüyor..

Batının, sistematik olarak İslam dünyasını birbirine düşürme, Müslüman ülkeleri kendi içinde ve komşularıyla çatıştırma senaryoları da tutmuyor artık.

Son yıllara bakacak olursak düşmanlarımız, Pakistan'ı, komşusu Afganistan'la, savaştırmak istedi. Bu ülkeleri kendi içlerinde kaosa sürüklemek için oyunlar oynadılar. Ukrayna, Gürcistan, Kırgızistan gibi ülkelerde boyalı devrimlerle Amerikancı bir kuşak oluşturmak istediler. İran'a nükleer programı bahane ederek ambargo ile diz çöktürmek istediler. Ülkede etnik çatışma zemini oluşturdular.

Irak'ta mezhebi nüansları karşılıklı olarak kaşıyıp kardeş kanı döktüler. Irak'ta başlattıkları mezhep gerilimini Yemen ve Suriye'ye taşıdılar. Bu damarı kaşıyarak Şii İslamın en önemli ülkesi İran ile Sünni İslamın en önemli ülkesi Türkiye'yi karşı karşıya getirmek istediler.

Sünni ülkeleri de kendi aralarında ayrıca çatıştırmak için Katar "ambargosunu" körüklediler. Tuzak kurdular kurdukları tuzaklara kendileri düştüler.

Türkiye'ye karşı akla hayale gelmeyecek senaryolarla saldırdılar. Tutmadı. Tutturamadılar.

Şimdi Kuzey Irak referandumu ile doğan gerilimi iyi yönetmek zorundayız. Daha önce Şii-Sünni savaşı çıkarmak için senaryo yapanlar, PKK/YPG üzerinden Türk-Kürt, Arap-Kürt savaşı hedefleyenler, bunlar tutmayınca şimdilerde benzer bir senaryoyu Barzani'nin referandumunu kullanarak başarmak istiyorlar.

Burada Batılı düşmanlarımızın maksadı, Kürtlerin bağımsızlık elde etmeleri değil. Bağımsızlık hayalinde olan Kürtlerin duygularını istismar ederek bunun üzerinden Türkiye, İran, Irak'ı istikrarsızlaştırmak. Bu üç ülkeyi Suriyeleştirmek. Bölgede Türk-Kürt, Fars-Kürt ve Arap-Kürt çatışmasını körüklemektir..

Ama bu konuda adı geçen ülkelerin kanlı tecrübelerle elde ettikleri birikim, onların bu tuzağa düşmeyeceklerinin teminatıdır. Samimi olarak inanıyoruz ki babadan oğula acı ve kanlı maceraların tecrübeleriyle yetişmiş Barzani de nihayetinde bu tuzağa düşmeyecektir.

Bu konuda tarafların tuzağa düşmeyeceğinden eminiz. Ama karşılıklı olarak kullanılan dil, özellikle medyanın dili son derece dışlayıcı ve ötekileştirici. Bu üslup kardeşler arasında soğukluğa sebep olabilir.. Buna biraz daha fazla itina göstermeliyiz. Bu siyasi kriz elbette kısa zamanda aşılacaktır. Ama karşılıklı olarak bu kardeş toplumların dimağlarında olumsuz izler bırakmamaya dikkat etmeliyiz. Gönüllerde oluşacak kırıklıkları karşılıklı olarak silmek zor olabilir.

İslam dünyası hızla uyanıyor ve haklarında kurulan tuzakları bozuyor. Yukarda birkaçını hatırlattığımız tuzakları fırsata çevirdiğimiz gibi bu referandum sancısını da fırsata çevireceğiz. Bu vesile ile Müslümanlar arasına yeni bir fitne sokmak isteyenlerin de senaryoları kursaklarında kalacak.

İslam ümmetinin birliği ve ittifakı anlamında Türkiye-İran yakınlaşması ve en son Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son İran ziyareti son derece önemlidir.

Köpürtülen olumsuz senaryoların içinden nasıl bir senaryonun çıkacağını da herkes görecek. Kutsal Kitabımızda Hucurat Suresi 10. Ayette şöyle emrediliyor: "Bütün mü'minler kesinlikle kardeştirler. Öyleyse kardeşleriniz arasında sulhu, barışı sağlayın, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzeltin, geliştirin. Allah'a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Ola ki, ilâhî merhamete mazhar olursunuz."

Kur'an, bu ümmete, fal bakmak, sadece mezarlıkta okunmak ya da duvara asmak için gönderilmediğine göre yapılacak olan bellidir..

Kanalahaber
7 Ekim 2017 ALPER TAN

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Türkiye'den ABD'nin terör ordusuna ilk tepki Bomba İYİ Parti anketi İŞTE TÜRKİYE'NİN YENİ PLANI Azeri vekilden AKPM'de dikkat çeken Afrin sözleri