Ana Sayfa
11 Aralık 2017 ( 3586 izlenme )
Reklamlar

DÜNYANIN DENGESİ ALLAK BULLAK !

Almanya ile ipler geriliyor! ABD'den vazgeçilmek üzere...


ABD ve Almanya, bugünden yarına ilişkilerini kesemeyeceklerine göre, iki ülke arasında devam eden güvenlik ve ekonomi ilişkileri bu anlamda Almanya’nın ABD’nin konumundan bağımsız olarak hareket edebilme yetisi üzerinde belirleyici olacak



 "Giderek rahatsızlaşan bir dünya içerisinde Avrupa." Bu cümle, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in  geçtiğimiz günlerde Berlin Dış Politika Forumu’nda yaptığı konuşmanın başlığıydı.  Gabriel, son derece realist, dolayısıyla bir o kadar da karamsar konuşmasında  günümüzü 2000’lerin başıyla kıyasladı ve o günlerde uluslararası toplum  küreselleşmeden, entegrasyondan, ortak sorunlara ortak çözümler getirmekten  bahsediyorken, bugün her ülkenin kendi başının çaresine bakmaya çalıştığı, kendi  çıkarlarının dışındaki konulara duyarsız kaldığı, giderek düzensizleşen bir  dünyada yaşadığımızı vurguladı. 











Gabriel’e göre bu değişimin sebeplerinin başında Amerika Birleşik  Devletleri’nin (ABD) içine kapanması, korumacı bir yaklaşımı benimsemesi ve  küresel bir güç olmanın gerektirdiği yükümlülüklerden kendisini soyutlamaya  başlaması geliyor. Donald Trump’ın yönetimindeki ABD’nin “dünyayı artık küresel bir topluluk olarak değil, herkesin kendi çıkarları için mücadele ettiği bir  dövüş arenası” olarak gördüğünü ifade etti Gabriel ve Almanya’nın da böyle bir  dünyada kendilerini artık bir müttefikten ziyade rakip olarak gören ABD’ye bağımlı kalmaması ve kendi konumunu belirlemesi gerektiğini, çünkü “Trump gitse  bile artık ABD ile ilişkilerin hiçbir zaman eskisi gibi olamayacağını” belirtti.  Alman Dışişleri Bakanı, Avrupa Birliği’ni (AB) de eleştirdi ve ABD’nin boşalttığı  koltuğa AB’nin oturamadığını, Batılı liderlerin halkı anlamaktan uzak olduklarını  ve Ukrayna ileSuriye’nin Batı için büyük birer başarısızlık olduğunu ifade etti.  Gabriel’in çözüm önerisi ise kendi ayaklarının üzerinde duran bir Almanya ve daha iddialı bir AB.
 
ABD'ye alternatif arayışı
 
Gabriel, belki de dış politika alanında Almanya’nın İkinci Dünya  Savaşı sonrası tarihinin en net, en keskin konuşmasını yaptı. Ancak bu fikirlerin ilk kez ileriye sürülmediğini de belirtmek gerekiyor. Geçtiğimiz mayıs ayında  Başbakan Angela Merkel, Trump ile birlikte ABD’nin artık güvenilir bir müttefik olmaktan çıktığına işaret etmiş ve “Avrupa’nın kendi kaderini artık kendisinin  belirlemesi gerektiğini” ifade etmişti.
 
Bu yaklaşım, Alman halkı nezdinde de en azından kuramsal düzlemde  karşılık buluyor. Bir düşünce kuruluşunun Berlin Dış Politika Forumu öncesinde  hazırlamış olduğu kamuoyu araştırmasına göre, Almanların yüzde 56’sı ülkeleri ile  ABD arasındaki ilişkilerin kötü ya da çok kötü olduğunu düşünüyor. Avrupa’nın  kendi içerisinde güçlendirilecek olan bir savunma işbirliğinin, ABD ile olan  savunma işbirliğinden daha önemli olduğunu savunanların oranı ise yüzde 88.  Bununla birlikte Almanların yüzde 59’u “AB’nin doğru yolda olmadığını”   düşünüyor. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ni oluşturan beş ülkenin  (ABD, Rusya, Çin, Fransaİngiltere) hangisiyle Almanya’nın daha fazla işbirliği  yapması gerektiği yönündeki soruya en fazla olumlu cevabı Fransa alıyor, en az  olumlu yanıt alan ülke ise ABD. Başka bir deyişle, Almanya’nın Rusya ve Çin ile  daha fazla beraber çalışması gerektiğini düşünenlerin sayısı bile bu anlamda  ABD’ye öncelik verenlerden daha fazla.
    
Bu durumda, Gabriel’in konuşmasının Alman siyasetinde yeni bir dönemin  başlangıcı olacağını, Almanya’nın artık ABD’den bağımsız hareket edeceği bir  dönemin başında olduğumuzu söyleyebilir miyiz? Bunun için henüz erken. Her şeyden önce Sigmar Gabriel görevini bitirmekte olan bir bakan. Seçim sonrası dönemde  Almanya şu anda hükümeti kuramamanın sıkıntısını yaşıyor. Almanya’yı önümüzdeki  dönemde hangi partinin ya da partilerin yöneteceği hala belirsizliğini koruyor.  Böyle bir siyasi boşluk ortamında, Gabriel’in ya da herhangi bir kabine üyesinin  demecini ülkenin resmi politikası olarak kabul etme konusunda ihtiyatlı olmak  gerekiyor.
 
Küresel liderliğin askeri boyutu
 
Almanya, herhangi bir ülke değil. AB’nin birçok anlamda en güçlü  ülkesi ve dünyada da yine farklı alanlarda lider olan ya da liderliğe oynayan bir  ülke. 3,5 trilyon dolarlık ekonomisiyle dünyanın ABD, Çin ve Japonya’dan sonra en  büyük dördüncü ekonomisi. Böyle bir ülkenin ABD’den bağımsız olarak hareket  etmesi, ülkenin ölçeğiyle doğru orantılı olacak şekilde “iddialı” olarak hareket  etmesini gerektirir. Başka bir deyişle Almanya, Trump’ı eleştirerek ABD’den  uzaklaşıp sonra da Trumpvari bir davranışla içerisine kapanacak bir konumda  değil. Gabriel’in çizdiği vizyon da bu değil; Alman Dışişleri Bakanı AB  çerçevesini ön plana sürüyor, daha bağımsız bir Almanya ve bu Almanya’nın başı  çektiği, küresel meselelerde daha iddialı bir AB’yi tahayyül ediyor.
    
Bunun için ise ekonomik güç yeterli değil. ABD’nin dünyanın her  köşesine askeri gücüyle uzanabildiği, Çin’in hızla savunma harcamalarını  artırdığı, Japonya’nın ise anayasasını değiştirerek gerçek bir orduya sahip  olmanın planlarını yaptığı bir dünyada yaşıyoruz. ABD’den bağımsız hareket edecek  bir Almanya’nın (veya AB’nin) bu durumda kendi güvenliğini ABD’ye bağımlı  kalmadan sağlayabiliyor olması gerekecek. Almanlar kamuoyu araştırmalarına göre  buna yeşil ışık yaksalar da iş uygulamaya geldiğinde, daha büyük ve işlevsel bir  orduya sahip olmak konusunda Almanların hissiyatının ne olacağı meçhul. Alman  kültürü bu konuyu kolay benimsemeyecek; özellikle de ebeveynleri ve hatta  kendileri İkinci Dünya Savaşı’nı görmüş olan Alman vatandaşları bu konuya pek  sıcak yaklaşamayacaklardır. Nitekim, geçtiğimiz seçimlerde iktidardaki Hristiyan  Demokrat Birliği (CDU) partisi, savunma harcamalarını ülke gayrisafi milli  hasılasının (GSYİH) yüzde 2’sine yükseltmeyi önerdiğinde büyük tepki toplamıştı.  Bu oran şu anda Almanya’da yüzde 1,2. Kıyaslama yapılacak olursa aynı oran,  ABD’de yüzde 3,3, Rusya’da yüzde 5,3, Çin’de ve İngiltere’de yüzde 1,9, Fransa’da  yüzde 2,3; dünya ortalaması ise yüzde 2,2.
 
Sigmar Gabriel, merkezinde ABD’den bağımsız hareket edebilen bir  Almanya’nın olduğu daha iddialı bir AB görmek istiyor. Ancak bu konuda AB’nin  diğer üyelerinin ne düşündüklerini sormak lazım. Brexit sonrası dönemde AB,  bugüne değin hiç olmadığı kadar kendi içerisinde bölünmüş, farklı konularda görüş  ayrılığına düşmüş durumda. AB projesinin yeniden canlanması için umutlar  Macron-Merkel ikilisine bağlanmışken, Merkel’in de geleceği şu anda  belirsizliğini koruyor. AB üyesi bazı ülkeler kendilerini ABD’ye daha yakın  hissediyorlar, bazı ülkeler Gabriel’in yaklaşımını paylaşıyorlar, bazıları ise  özellikle ekonomik anlamda dertlerine çareyi Çin’de arıyorlar.  Böyle bir ortamda  AB’nin geleceği için, güvenlik anlamında kendi başının çaresine bakabilen, daha  iddialı, daha etkili bir yapının tüm paydaşlar tarafından arzu edilen bir hedef  olduğunu, dolayısıyla AB’nin Gabriel’in gösterdiği yönde yekvücut  ilerleyebileceğini ileri sürmek mümkün değil.
 
Güvenlik ve ekonomi ilişkileri belirleyici olacak
 
Almanya, güvenlik anlamında olduğu kadar ekonomik anlamda da ABD’ye  bağımlı durumda. 2016 yılında toplam 1,34 trilyon dolarlık ihracat yapan  Almanya’nın en büyük pazarı ABD idi. Yine ABD, Almanya’nın en fazla ithalat  yaptığı dördüncü ülke. Atlantik’in öteki yakasından bakıldığında ise Almanya’nın  ABD için en fazla ihracat yapılan altıncı, en fazla ithalat yapılan beşinci ülke  olduğu görülüyor. İki ülke arasında yıllık 155 milyar dolarlık bir ticaret hacmi,  bu ticaret hacminin ardında on binlerce ihracatçı, üretici, tüketici var.
 
Gabriel’in sözleri yaşadığımız dünyadaki değişime dikkat çekiyor. Bu  dünyada hiçbir ülke, hiçbir aktör aynı kalmayacağı gibi Almanya da kalamaz. Yeni dönemde Transatlantik ittifakının zayıflayacağını, ABD’nin içine kapandığını, Almanya’nın ise buna karşılık daha bağımsız hareket edebilmek arzusunda olduğunu görüyoruz. Bu aslında kaçınılmaz bir süreç, ancak belirli sınırları var. ABD ve  Almanya, bugünden yarına ilişkilerini kesemeyeceklerine göre, iki ülke arasında  devam eden güvenlik ve ekonomi ilişkileri bu anlamda Almanya’nın ABD’nin  konumundan bağımsız olarak hareket edebilme yetisi üzerinde belirleyici olacak.

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

ABD SINIRDA YPG'DEN ORDU KURMA FIKRINDEN VAZGEÇTİ. Minübüste Cumhurbaşkanımıza hakaret eden chp 'li kadınlara kapak gibi cevap veren teyzemizin ellerinden öpüyoruz Kara yolunu Kapatan Pkklıların Vurulma Anları böyle Görüntülendi İŞTE MUCİZE ...Öldükten 1 saat sonra dirildi!